Ben böyleyim işte..

Ph. r.t.

Elimde iletilecek bir mesaj vardı, onlara kâğıdın bomboş olduğunu söylediğimde benimle alay ettiler. Hâlâ bilmem niye alay ettiklerini, bütün kâğıtlar zaten beyaz olduğu için mi, yoksa mesajları sezgi yoluyla okumak gerektiğinden mi. / 155

.. yazdığım birtakım cümlelerin sesi, kesinlikle benim dışımda olan, bağımsız bir ruha sahip bir şeyin sesini yansıtıyor. / 157

Öyleyse neden zaman zaman, birbirine ters, hatta uzlaşması imkânsız yollarla düş kuruyor ve düş kurmayı öğrenmeye çalışıyorum? Herhalde sahteyi gerçek, düşlerimi gözümle gördüğüm şeyler kadar sahici hissetmeyi alışkanlık edinmemden kaynaklanıyor bu. / 157

Doğru hisseden, dürüst düşünen bir insan, dünyadaki kötülük ve adaletsizlikten rahatsızsa, gayet doğal olarak önce kendine dokunan kısmını düzeltmeye çalışmalı, yani kendini. Bu zaten bir ömür boyu sürer. / 160

Kendi kendiyle savaşmayan insan başkalarıyla savaşır. / 160

Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı
Çeviri Saadet Özen

“Aramızda kimin günahı yok?”

Alias Grace’i izliyorum. E. Dickinson’ın dizeleriyle açılıyor sahne ve on dördüncü dakikada bir soru ile devam ediyor: “Aramızda kimin günahı yok?”

(Günahına sahip çıkan celladına nanik yapsın:)

Pt. r.t.

One need not be a chamber—to be haunted—
One need not be a House—
The Brain—has Corridors surpassing
Material Place—

Ourself—behind Ourself—Concealed—
Should startle—most—
Assassin—hid in Our Apartment—
Be Horror’s least—

/ Oda olmaya gerek yok – perili olmak için
Ev olmaya da öyle
Beyinde Koridorlar vardır – Maddesel Dünyadan üstün

Benliğimizde saklı Benliğimiz
Korkutmalı – en çok
Evimizde – gizli suikastçıları
Hatta olmalı – Korku’ları /

One Need Not be a Chamber — to be Haunted
Emily Dickinson – 1830 – 1886

Yaşasın günde kuşların sesi var!

Sütre ve İnşirah – Şükrü Özmen
İstanbul 2022

Si Vis Pacem Para Bellum

gecede kuş sesi yok
aklımın diplerinde bir patlama sadece
sadece infilak etmesi güvercinlerin avluda

ah beynime en çok yakışan mermi
alnıma dayalı barabellum

bar..bar..barabellum

sizin de içinizden geçiyor mu
yollara bir ağıt gibi düşmek
sızısından üç ırmak çıkarmış bir ülkenin
dağlık dağınık yollarına
Şey’ler yokluyor olsun cismimizi topluca
beynimiz yönetiminde olsun aygıtların

bir buğulu sonbahar
bir sobalı kış olmasa da takvimde
bırakalım da kırılsın os-frontale
bir barabellumla la..la..la..

bir uçak düşleyelim haydi geliniz
köpüğünden balık yapılmış bir maviden
geçiyor olsun
bir uçak düşleyelim kaşı gözü bembeyaz
oysa durmalıyızdır da bazı biraz
hayat bir geometri
aşk bir ilinti
gözümüze sığmayacak yoksa bu gökler
içimizde gezinsin dursun
henüz sıkılmamış bir kurşun
bar..bar..barabellum

kesin bir yargıyla düşerek
sonbaharın som baharına
ölümden öteye köy bulalım
barabarbarabarbarabellum

20eylül2bin10d4rt
Şükrü Özmen

~~~

“beynimiz yönetiminde olsun aygıtların”

gerçeklerine köreldiğimiz gerçeklerin paryetali şiir ey

şiir sende kenarlar var açılar var acılar var
kenarların açıların acıların birleştiği çatılar var
dağ var sende köy var köpük var oluk var
v/ar deliklerden birbirine geçen bir ilinti- bir inilti!

yaşasın günde kuşların sesi var!

Rukiye Taşkın

Si Vis Pacem Para Bellum

Şehr-î Canan’a armağan olsun.

İZLER 54. Sayı

Anadolu’dan iyilik ve güzellik izleri taşıyan aylık kültür – sanat – edebiyat dergisi İZLER 54. Sayısı ile bayilerde.

LeMan mizah dergisi karikatüristi, mizah ustası Derya Sayın‘a adanmış bu sayı, Cumhuriyet’in 99. yılına yakışır yazıları ile okuru selamlıyor.

Okumak, nefes almaktır.

Ertuğrul Yalçın
Giresun Üniversitesi Sivil Savunma Uzmanı

Derya Sayın‘a adanmış bu sayımıza Leman Dergisi ailesi destek verdi. Ustalarımız Behiç Pek, Mehmet Çağçağ, Suat Özkan, Uğur Durak ve Vecdi Çıracıoğlu‘na teşekkür ediyorum.

Mektuplar başlıklı sayfalarımızı çok önemsiyorum. Yine döktürmüş sevgili dostlarım. Ankara, İzmir, Samsun, Kanada, Pera, Tirebolu… Bu ay Berlin’de katıldı aramıza. Yalçın Baykul hoş gelmiş.

Hilmi Taşkın ve Ruşen Topallı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı konu edindiler. Yine çok iyiler. Zaten hep iyiler. Mevlüt Kaya‘nın Rüsumat 4 gemisini işlediği, Seher Akar‘ın Muazzez İlmiye Çığ’ı anlattığı makalelerin de 29 Ekim çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hepsinin ellerine sağlık.

Usul Yolcu üst düzey bir kalem.

Akın Aktaş dostumuz iki haftalık bir yazı dizisi ile bizlerle. Onun peşi sıra sevgili Ayhan Yüksel Ağabeyimin bir yazı dizisi başlayacak. Umarım konuk yazarlık ile yetinmezler.

Dr. İsmail Çetin dostum son derece profesyonel bir öykü yazmış. Gül Zamanı’nı özenle okumanızı dilerim. Sevgili Doktorum’un tavan yaptığı bir öykü bu. Kutluyorum.

Hüseyin Gazi Menteşoğlu yine Erden Amca’ya layık bir yazıyla dergimizde. İlginç ötesi bir mevzu. Rukiye Taşkın yine olağanüstü bir şiir çakmış… Başka ne diyeyim?

Yaşar Akalın‘ın Halikarnas Balıkçısı başlıklı yazısı, benim Giresun’un Bab-ı Ali Mecmuası sözlerimi selamlıyor adeta. Orhan Sarımehmetoğlu Ağabeyim ise dervişlik ile eski zaman filozofluğu arası bir kıvamda devam ediyor.

Bilerek sona bıraktım. Canım Ertuğrul Yalçın kardeşim bu ayki kitap tanıtım yazısını Özdemir İnce’ye ayırmış. Cumhuriyet’in Üç Fedaisi adlı kitabına… Tüyleriniz diken diken olacak. Söz gelimi aynı konuyu Cumhuriyet Gazetesi imtiyaz sahibi Sn. Alev Coşkun‘da işlemişti bu hafta, tesadüfen.

Bizim dergiden bir adet yollayacağım Alev Bey’e… Görmeli, okumalı bence Ertuğrul’u.

Arada büyük fark var yahu!

Biz güzel bir ekibiz.

Matbaası, grafikeri, kargosu, ulusal dağıtım kanalı, yazarlarımız, düzeltmenimiz…

Derya Abim nurlarda uyusun. Türkiye Cumhuriyeti’nin bayramı kutlu olsun.

Herkesin gönlüne sağlık.

Gürsel Ekmekçi
Can Akengin Bilgi Yurdu Derneği Başkanı

Fotoğraflar: r.t.

Sonbaharın son ‘al beni’leri:)

Eylülü de devirmek üzere olduğumuz şu günlerde son mahsulleri topluyoruz artık bahçeden. Patatesler, turplar, havuçlar, bal kabakları… Bu sene toprakla ilgili ilk heyecanlarımız oldu hepsi. Tahmin ettiğimizden daha fazla verim elde ettik ve tecrübe kazandık diyebilirim. Tüm bu deneyimlerle birlikte 3 – 5 litrelik kavanozlara kurduğumuz turşular 3 – 5 gün içerisinde tükenmeye başlayınca, domateslerin çoğunu bu sefer daha büyükçe kaplara turşu kurmak için istifledik. Diğerlerini de karton kutulara toplayıp verandaya serdik kızarmaları için.

Hemen her gün çiseleyen yağmurun ardından kendini cimrice gösteren güneşin de son seyirlerini yaşıyoruz kutuplarda… Bal kabakları yerlerinden memnun, kıpırdamak istemeden tam da kabak gibi yayıldılar toprağa. Ekim yağmurlarına dayanıklı olacakları için biz de kendilerini bir süre daha yerlerinden etmeyi düşünmüyoruz:)

Patateslerin hepsini çıkartıp içlerinden iricelerini seçtik ve yine karton kutulara doldurduk. Domateslerin aksine ışık almamaları için üzerlerini gazete kağıtlarıyla kapatıp kelerin serinliğine saldık.

Küçük boy olanlarını ayırıp ”Kremalı Patates” yapmaya karar verdim bugün:)

Gülünçtür Bütün Aşk Mektupları

Gülünçtür
Bütün aşk mektupları
Aşk mektubu olmazlardı
Gülünç olmasalardı.

Ben de aşk mektupları yazmıştım eskiden.
Onlar da elbet
Gülünçtü.

Aşk mektupları, eğer aşk varsa,
İster istemez
Gülünçtürler.

Ama aslında,
Yalnızca aşk mektubu
Yazmayanlar
Gülünçtür.

Bir dönebilsem
Aşk mektubu yazdığım günlere
Bunun ne kadar gülünç olduğunu
Düşünmeden.

(Bütün üç heceden uzun sözcükler
Anlaşılmaz duygular gibi
Doğal olarak
Gülünçtür.)

31 Ekim 1935
Fernando Pessoa (Uzaklıklar, Eski Denizler) Çeviri: Cevat Çapan

Ph. r.t.

Özruhsalöykü

Numaracı biridir şair.
Öyle ustaca numara yapar ki,
Gerçekten acı çekerken bile
Rol yapıyormuş gibi görünür.

Ve yazdıklarını okuyanların
İyice hissettikleri,
Onun çifte acısı değil,
Sahte acılarıdır kendilerinin.

Böylece döner durur raylarda
Eğlendirmek için aklımızı
Kalp adını verdiğimiz
O küçük oyuncak tren.

Fernando Pessoa (Uzaklıklar, Eski Denizler) Çeviri: Cevat Çapan